Okudum:İki Yeşil Susamuru

Merhaba…

Size bir arkadaşımın önerisiyle okuduğum Buket Uzuner’in İki Yeşil Susamuru Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri hakkında özeleştirimi yapacağım. İsmi çok uzun dimi? Kitabın kapağına bakınca bu ne falan olabilirsiniz. Ciddi manada başrol karakterinin annesinden, babasından, sevgililerinden oldukça bahsedilen bir roman olmuş. Kitap hakkında inanılmaz olumsuz yorumlar okudum ama okuduktan sonra gördüm, ironik oldu biraz. İlk başta yorumları okusaydım, eminim ki kitabı okumazdım. Yani okunmamalı mı? Bence okunabilir.

iki susamuru

Okuyan herkesin hayatından bir şeyler bulabileceği bir kitap.  Yanlış insanlarla evlenip ayrılan kişilerin arkalarında bıraktıkları enkazları güzel bir şekilde aktaran bir eser olduğunu düşünüyorum. Okuyuculara yeni bakış açıları kazandırabilir, devam eden hayatımızla ilgili güzel tespitler yapabileceğimiz konulara değinilmiş. Dili basit ve sade olmuş ama inanılmaz akıcı bir dille anlatılmış.  İçinde çok sayıda edebi göndermeler ve güzel betimlemeler var. Çok hızlı bir şekilde okuyabileceğiniz bir eser.

Belki diyorsunuzdur kendi hayatınızdan ne buldunuz? Size küçük bir alıntı paylaşmadan geçmek istemedim.

   “Eksikliğe, görgüsüzlüğe ve yanlışa tahammül edemezdi. Yalan ve küfür yasaktı. Doğum günlerini, dini bayramları ve yılbaşlarını mutlaka anımsamak ve kart yazıp armağan almayı ihmal etmemek gerekirdi. Çok okuyup az konuşan, güler yüzlü, çalışkan bir insan olunması şarttı. Yoksullara yardım edip hemen bunu unutması şarttı. Sorumluluklar mutlaka bilinecekti.”

susamuruKitabın son sayfalarına geldiğiniz zaman, heyecanla a ne olacak, nereye bağlayacak şimdi diyorsunuz? Bir bakıyorsunuz kitap puf oluyor. Final cidden insanın asabını bozuyor, bu ne şimdi arkadaş diyebilirsiniz. Son kısmı hiç olmasaydı daha anlamlı olabilirdi açıkçası. Önerir miyim? Daha iyi kitaplar okuyabilirsiniz.

 

SEVGİLER.

Gerilim Sevenlere: Gone Girl

IMDB puanı: 8.5/ 10

Yapım: 2014 – ABD

Tür: Dram, Gelecek, Gizem, Gerilim

Yönetmen: David Fincher

Oyuncular: Ben Affleck, Rosamund Pike, Boyd Holbrook, Missi Pyle

gone-girl-5

gone-girl-4

gone-girl-3  gone-girl-1

gone-girl

Amerika’ da bir sabah, Nick ve Amy evliliklerinin beşinci yılında yıl dönümlerini kutlayacaktır. Ama o gün Amy bir anda ortadan kaybolur. Amy geri dönmeyince Nick, polisin gözünde tüm şüpheleri üzerine çeker. Tüm olanlar karşısında Nick’in kafası karışır çünkü karısına ne olduğu hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Nick, Amy ve ailesinin planladığı operasyonda bir piyon olarak yer almaktadır. Amy’nin yaşayıp yaşamadığı da bir muammadır. Nick masum olduğuna inansa da şüpheleri ortadan kaldıramaz.

Gone Girl, usta bir titizlikle hazırlanmış fevkalade bir gerilim olmuş. Baştan sona heyecanını kaybetmeyen, dikkatinizi dağıtmayan, muazzam bir gerilim filmidir.

Film izlemeyi çok seviyor ve rutinlikten sıkılıp farklı bi hayal gücü istiyorsanız mutlaka izleyin, kaçırmayın.

Fragmanı izlemek için:

İyi seyirler…

SEVGİLER.

Keyifle İzleyeceğiniz Bir Film:P.K. (PEEKAY)

IMDB: 8.8 / 10

Yapımı: 2014 – Hindistan

Tür: Dram, fantastik, komedi

Süre: 152 dk.

Oyuncular: Aamir Khan ,  Ranbir Kapoor ,  Anushka Sharma , Boman Irani ,  Sanjay Dutt

00 11 33 44 66 pk yorum

Filme geçmeden öne Aamir Khan’ a ayrı bir parantez açmak istiyorum. 3 idiots ile herkesin aklına kazınan Aamir Khan, bu filminde de ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtlamış. Senaryosu çok iyi, Khan oyunluğuyla da birleşince kesinlikle alkışa şayan bir film ortaya çıkmış.  Amir Khan bence Hint sineması için tabiri caizse bulunmaz hint kumaşıdır. J Sürekli olarak düşünmeye iten ve var olan sistemleri eleştirmeye yöneliktir. Aamir Khan’da tüm his çeşitliliklerini hissedebilirsiniz. Komedi, serüven, aşk, eğlence… Tüm bu duyguların aynı anda harmanlanmasıyla filmlerin izlenmesi ayrı bir zevkli.

Filme gelince; Peekay, filmin toplumsal konulara getirdiği eleştiri ve bakış açısı gerçekten harika. İnançları nesnel bir perspektifle evrensel olarak ele alan ve aşka dair şaşkınlıkla izleyebileceğimiz sahneler ele almış. İnsanlar her şeyi eleştirmeyi severken tek istisnaları vardır o da “din”. Peekay; Hinduzim, Hristiyanlık, Musevilik ve İslam gibi dört büyük dini ve bu inançların yarattığı insanların hislerini kötüye kullanarak sömürülme gerçeğini, insanları eğlendirerek eleştirmiş. Filmde bariz bir şekilde ayrı dünyalardan gelen farklı insanlar arasındaki dostluk çemberi de işlenmiş. İzlemeniz gereken filmler arasına mutlaka almalısınız.

Fragmanı da buradan izleyebilirsiniz.

İyi seyirler…

SEVGİLER.

Bir Kadının Hayatın Yaşamından Yirmi Dört Saat

Merhaba Arkadaşlar.

Uzun süredir ortalarda yoktum. Okulumun son yılı olduğu için dersler ve stajlar arasında boğuşuyordum. Umarım beni özlemişsinizdir :). Ve sizi artık bir öğrenci değil bir hemşire adayı olarak selamlıyorum.

Bugün sizlere Stefan Zweig’ın çok beğendiğim bir kitabını aktaracağım daha doğrusu tavsiye edeceğim. Kitabımızın ismi başlıktan anlayacağınız üzere Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat. Kitabın ismini okuyunca aklınızda ilk oluşan cümleleri merak ediyorum. Yorum olarak yazarsanız memnun olurum aslında. Benim aklımda yanan ilk kelime “gizem” olmuştu. Kitabı benden önce ev arkadaşım okumuştu. E nasıldı okudun mu diye sorduğumda aldığım cevap şu olmuştu. “Zeynep, kitabı metro da okumaya başladım ve durağa geldiğimde indim, metronun içindeki banklara oturdum, kitabı bitirdim ve öyle eve geldim.” dedi. Herkesin tahmin edeceği gibi beni çok tatmin eden bir cevap olmuştu.

stefan

Stefan Zweig gerçekten harika bir yazar. Tam anlamıyla bir Zweig öyküsü. Bir kadının hayatında tutku ve hisleri ekseninde gelişen yirmi dört saatte yaşadığı etkileyici bir yaşamın anlatımıdır.  Tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının kısa ve yoğun duygularını nasıl kalbinin derinliklerinde sakladığını anlatıyor. Yaşanan o yirmi dört saat inanın bir ömür gibi hissediliyor.

Psikolojik bir öykü olduğu için sıkıcı gibi düşünebilirsiniz ama yanılırsınız. Aksine çok akıcı ve kitabın son sayfası gelmeden elinizden bırakamıyorsunuz. Bi bakmışsınız sonuna gelmişsiniz.

Empati ve ahlaklı duruş çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilmiş.

Şimdiden iyi okumalar.

SEVGİLER.

Posta Kutusundaki Mızıka

Ali Ural’ın mektup-deneme tarzında yazdığı, kefaret orucunun sayısından esinlenerek 61 mektuptan oluşan bir kitaptır. Kitabın ismini ilk duyduğumda aklımdan bin türlü resimler geçmeye başladı. Mızıka, posta kutusu? Bir anda kitap etkisi altına aldı. Artık sanal posta kutularımız olduğundan mıdır bilmiyorum daha da cezbedici bir kitaptı benim için. Kendimi posta kutusunun önünde, içten gelen duygularımı, dudağımla hissettiğimi ve melodiyi zarfa koyduğumu hayal etmiştim. Bakalım ismi siz de neler uyandırıcak?

mızıka

 

Tabii sonra adettendir kitabın arka kapağını inceledim. Dedim ki sıranı boz ve hemen araya bu kitabı sıkıştır.

Arka kapağında şu cümleler yazan kitap:

“Sevgili Dost!”

“Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba ‘insan’ denince hatırlanıyor muyuz?”

 

Mektupların her biri “sevgili dost” ifadesiyle başlar. Yazılan mektuplarda insanın kendini bulması kaçınılmazdır. Her kitapseverin okuması gereken nadide eserlerden bir tanesidir. Ali Ural sevgili dost der ve o dedikçe daha da sarıp sarmalarsın kitabı, her cümlede kendine ait bir şeyler aramaya başlarsın. “Sevgili dost, ellerini uzat”. İste aynen böyle bilmeden, farkında olmadan ellerinizi uzatmaya başlarsınız.

 “İnsanlar birbirine mektup yazmalı. Çünkü mektupta sesin tonu belli olmaz. Çünkü mektup düşünülerek yazılır. Birdenbire ağzımızdan kaçan kelimeleri hiçbir şey geri getiremez. Söylediklerimizin üstü çizilemez. Çünkü söylediklerimiz dinlenmeyebilir, sözümüz kesilir, içeriye o anda biri girer, okunan mektup ise mutlaka tamamlanır.”

Size de gerçek posta kutularımıza dönme isteği hissettirmedi mi? Posta kutusuna bırakılmış, çalınmayı ve okunmayı bekleyen bir mızıka.

Arkadaşlar bu mızıkayı herkes çalmalı ve çaldıktan sonra başkalarının posta kutusuna bırakmalı.

SEVGİLER.

Devlet Tiyatrosu: ERKEK ARKADAŞ

Merhaba Arkadaşlar!

Napıyorsunuz? Nasıl gidiyor? E canı sıkılan var mı? Ay ne yapsam, nereye gitsem, off puff yapanlara el atıyorum hemen şimdi. Hadi iyisiniz 🙂

erkek-arkadas_dugS_k_VMX4 (1)

Bu hafta gitmiş olduğum bir tiyatroyu size aktarıyorum. Oo şahane,muazzam dedirtmese de gidebilirsiniz. Ki öğrenciyseniz kesin gidin, öğrenci indirimi var.

12509944_10153888421529861_699482776_o

Birazcık oyundan bahsedeyim. Oyunumuzun adı Erkek Arkadaş. Oyun 2 perdeden oluşuyor ve 1 saat 45 dakika sürmektedir. Orijinal adı The boy friend olan 1953 yapımı Broadway müzikalinin uyarlamasıdır. Aaa müzikalmiş diyip hemen sizi de şıp diye ikna etti mi? Beni etti. Bol müzikli, bol danslı, eğlenceli bir oyun. Oyunun konusu; okul müdüresi Madam Dubonnet , kız öğrencileri yetiştirmektedir. Okulda karnaval balosu hazırlanmaktadır. Baloya katılmak isteyen kızlar bir erkek arkadaşı arayışı içine girmişlerdir. Oyun, farklı sınıftan insanların bir araya gelmesi ve farklı hayatların kesişmesini anlatıyor. Evlilik teklifi edilen kızların, yanıt sürecindeki olayları müzikli ve danslı söylencelerle aktarmaktadır. Oyuna inanılmaz emek verilmiş. Danslar, müzikler, kıyafetler cidden takdire şayan.

Ara ara sesin aşırı yüksek çıkması  beni irite etmişti. O da nazar boncuğu olsun. Benim en çok sevdiğim sahneler dans kısımlarıydı. Kendini kötü mü hissediyorsun? Hemen DANS! Bu kısma bayıldım. Merak etmeyin net cümle böyle değil. Haah spoiler verdi diyorsanız yanılıyorsunuz. 😀

Gitmenizi öneriyorum. Ayrıca fiyatlarda uygun arkadaşlar. Fiyatları, sahne alan şehirleri hemen belirtiyorum.

Bilet: Tam bilet: 10 tl, indirimli bilet 6 tl dir.

Oyunun sahne aldığı şehirler: Antalya, Adana, Ankara, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kahramanmaras, Konya, Malatya, Ordu, Samsun,Sivas, Trabzon, Zonguldak.

Dipnot: Oyunu Cevahir salonunda izledim. Salon bi harikaydı, bayıldım. Tabii ki fotoğrafını çektim.

12510062_10153888421089861_1698240128_o

SEVGİLER.

Üç Tutku Kitap, Kahve ve Çikolata Yolculuğumuz

Selamlar!

Bir önceki konumuzda Coffee Festival ile Kahveye Yolculuk adlı etkinliğimizi sizlerle paylaşmıştık. Dileyenler etkinlik kategorimizi inceleyerek bilgi sahibi olabilirler. Bugün Harbiye Askeri Müze’de Üç tutku: Kitap, kahve ve çikolata adı altında yapılan festivale öncesinde aldığımız biletler ile katılım yaptık.

Kitap, kahve.. Ooo ye.

Sosyal Medyada bu tür fotoğraflar çok yer alır ya okuduğumuz bir roman ve yanında  kahve.. Havalı.

Ben de bu konumda nacizane fikirlerimi paylaşarak birincisi yapılan festival hakkında fikir oluşturmanızı sağlamak istedim. İyi yapmışssın dediğinizi duyar gibiyim.

Konuyu şu resimle renklendirerek devam edelim..

12347736_783773888415839_3763109188772099240_n

Festival Harbiye Askeri Müze’de olduğu için ulaşım açısından güzel bir yer. Festival sonrası oturup sohbet edeceğiniz, gezebileceğiniz birçok yer mevcut.

bknz:bu aksam taksime gidelim mi zirvesi
  Tekli ve Çoklu şeklinde 2 tür bilet var.Çoklu bilet ile birden fazla katılım sağlayabilirsiniz. Etkinlink günü gişeden de bilet almanız mümkün. Dikkatimi çeken bir olay ise gişeden tekli giriş 5 TL Biletix üzerinden 8+3 TL hizmet bedeli toplam 11 TL’ye geliyor. Biletix üzerinden çıktısını aldığım bu biletleri benden almaları, kontrol etmemeleri de ayrı olay. Ben de dururmuyum verdim eksiyi.
  Gelsin gitsin tutkular!
 Festival alanı tahmin ettiğimden de küçüktü 2 katlı olmasına rağmen kısa sürede gezilebilecek bir ortam. %30’a varan indirimli ya da standart fiyat üzerinden yayınevi standları kurulmuş.
metis 3 tutkuda
Uzun süre kitapları inceledikten sonra ajanda aldığımız yer Metis oldu. Rüyanın Gör Dediği 2016 ajandasını alarak yolumuza devam ettik. Ödemeyi yaptığımız bayanın post cihazını uzattığında sorun çıktığını söyleyip kart şifresini istemesi de dikkatimi çekmedi değil.
Ya da VIP hizmet mi? 😀
Biz bugün yani 20 Aralık Pazar günü bu etkinliğe katıldık. 27 Aralık tarihine kadar katılım sağlayabilirsiniz. Her gün farklı  yazarları görme imkanı var fakat bugün sadece dikkatimi çeken Rıfat Ilgaz standıydı. (Nilgün Ilgaz/ gelini )
 Eee biz çikolata yemeye gelmiştik, çikolata yok mu?
Gözüm çikolata aramadı değil ama bunda da umduğumu bulamadım Dr Oetker haricinde dikkatimi çeken olmadı. Katılım listesinde Lotuf Biscoff yazıyordu ama biz çikolata değil püskevit yedik.
3 tutku-dr oetker
DR. Oetker kızları sıcak çikolata yapıyor.. Ben dahil katılımcıların bu kadar dikkatli izlemesine de anlam veremedim. Bildiğimiz Sıcak Çikolata! Reklam, reklam, dolar..
 Kaldı 2 Tutku
Kahve konusunda Kahve Festivalinde istediğimizin fazlasını almıştık. Burada Cafe Crown’ı sevdim. Geliştirdikleri sistemle sırtında kahveler geçenler istediği çeşit kahvenin tadına bakabiliyor. Ayrıca görevlinin sıcak su koyma anınıda yakaladım. Fotoğrafların kalitesi istediğim gibi olmadı..

3 tutku cafe crown

3 tutku cafe crown-1

Festivali tavsiye eder misin?

Etkinlik ücreti gişeden sadece 5 TL değerlendirilebilir ama benim bugün beklentimi karşılamadı. Daha iyi bir organizasyon olabilirdi. uctutku.com adresinden katılımcı şirketleri ve yazarları görebilirsiniz.

Konuda kendi görüşlerimi aktardım, sizin için farklı bir gün ya da başlangıçlar olabilir yine de gidin. 🙂

Bir sonraki etkinlikte görüşmek üzere.

Kitapla kalın..

Küçük Prens

 

 

gozler-kucuk-prens

 

Saat 18.40. Şu anda normalde stajdan dönüyor olmam gerekirdi. Fakat  biraz tembellik yapıp bugün gitmedim. Pembe kılıflı yorganımın içinden, hemen yanı başımda Zencefil ile beraber sizlere merhaba 🙂

Bugün muhakkak duymuş olduğunuz bir kitabın, Küçük Prens’in, kendimce ufak bir yorumunu yapacağım. Kitabımız Küçük Prens söylediğim gibi ismi her yerde şlak diye karşınıza çıkan bir kitap. Kitabından defterine, bardak altlığından ajandasına kadar her yerde… Aa ben duymadım demeyin. Hayatta inanmam. Instagramda bir tane bile Küçük Prens’siz profil olmaması, kitaptan sürekli alıntılar yapılması  okuma merakımı fazlaca arttırdı. Şahsen alıntılar sayesinde kitabı okumuş kadar olduk desek yalan olmaz dimi arkadaşlar?  Merak etmeyin ben Instagram profiline hala Küçük Prens dahil etmeyenlerdenim. Küçük Prens için çocuk kitabı demek değil de, büyükler için çocuk gözü romanı diyebiliriz.

Sahra çölüne düşen bir pilotun Küçük Prens’le karşılaşmasını, Küçük Prens’in gezegenler arasında yolculuk yaparak rastladığı yetişkinleri eleştirmesini anlatan bir kitaptır. Her okuduğunda ayrı bir tat alınan, ayrı anlamlar keşfedilen bir eserdir. Basit bir anlatımla yılların bizden götürdüklerini dillendiren, hayal gücünün zaman içerisinde toplum ve gerçekler tarafından aşındırılarak nasıl yok edildiğinin anlatımı değil mi?  Bu kitabı bu yaşımda okumasaydım sözleri bu kadar manidar, düşündürücü gelir miydi bilmiyorum. Çünkü Küçük Prens’in eleştirdiği ‘o yetişkin’lerin arasında ara ara kendimi gördüm. Sıradan, olağan söylenmiş gibi gelen bir cümle bile defalarca altı çizilecek kadar düşündürücü mesela. Kitapta düzeni, bencilliği, bakar körlüğü, kibiri, memnuniyetsizliği eleştiriyor Küçük Prens. Mesela bu kitabı okuyunca çocuk olmayı özlüyorsunuz, hep masum kalmak istiyorsunuz.

Küçük prens benim başucu kitabım, canım sıkkınken elimin gittiği tek kitap.

Sözün kısası;  işte bu, evet evet olay kesinlikle bundan ibaret… diye belirtmek istediğim, kitaptan bir çok alıntı söylemek isterim ama size bu hainliği yapmayacağım. Başucunuz olma yolunda yarışacak bir kitap öneriyorum.

SEVGİLER.

 

Masters Of Sex

Bir psikoterapi yöntemi olan modern cinsel terapinin kurucuları ve ilk uygulayıcıları William Masters ve Virginia Johnson isimli Amerikalı psikiyatrların 1960’lı yıllarda gerçekleştirmiş olduğu cinsel devrimi anlatacak. William H. Masters ve Virginia E. Johnson ikilisi Masters & Johnson takımını kurarak cinsellik, cinsel bozukluklar, cinsel terapi gibi konularda çığır açan gelişmelere imza atacaklar.

Tür: Dram
Süresi: 60 dakika
Yapım yeri: ABD
IMDB: 8.0/10

 

Michael Sheen as Dr. William Masters and Lizzy Caplan as Virginia Johnson in Masters of Sex (season 1, episode 8) - Photo: Michael Desmond/SHOWTIME - Photo ID: MastersofSex_108_0090

masters-of-sex-171

Flex-Alexander-Masters-of-Sex

masters-sex-season-2 (1)

Oyunculukları, senaryosu ve atmosferiyle son dönemde takip ettiğim bir dizidir. Beklediğimden daha ilginç ve başarılı bulduğum, adında sex olduğu için önyargıyla yaklaşabileceğiniz ama içeriği sex olayından ziyade cinselliğin temelini bilimsel yaklaşımla izleyiciye sunuyor ya da sunmaya çalışıyor diyebiliriz. Tabii dönem dizisi olmasının da etkisi var.

Her karakterin hikayesi ilgi çekici ve güzel. Dizideki her sahneyi çok dikkatle izliyorum. Gereksiz olan, altı boş tek bir karakter yok. Tüm karakterler cuk diye oturmuş, hepsi tüm insani yönleriyle anlatılmış, zaafları da kötü-iyi yanları da, bu yüzden sevmediğim karakter olmadı. Bu nedenle izleyicinin her biri ile empati kurması ve sevmesini sağlamış.

İlk bölümler gayet iyi başlamış, 50-60 yıl öncesini yaşatmasına rağmen gayet akıcı, güzel ve orijinal bir senaryoya sahip olması, diziyi farklı bir noktaya koyuyor Her şey o kadar güzel resmedilmiş ki 60’ların Amerika konsepti izlenilmeye değer. Dizinin sağlam bir fan kitlesi olacağından şüphem yok. Tabii ki birçok insanın merak ettiği gibi çıplaklık elbette var fakat dizinin konusunun gereği. Şöyle belirteyim sevişme sahneleri asla göze batmıyor, öyle güzel serpiştirilmiş ki sahneleri izlerken” bu ne be?” diyebileceğiniz rahatsız edici görüntüler yok.

Gözü pek Virginia Johnson ile buz gibi bir dr. Wiliam Masters dizi karakteri olarak da gayet iyi vücut bulmuş.  Kadın cinselliğini özellikle “orgazm” fizyolojik olarak anlamaya çalışan iki araştırmacının hikayesi. Dizinin konusu son derece cüretkar ve güzel.

Söylemem gerekirse seksolojiye dair bilgilerin nasıl elde edildiğini daha önce hiç düşünmemiş biri olarak, dizi vasıtasıyla bu iki bilim insanının varlığından haberdar olmuş olmak bile güzel bir artı benim için.  Dizinin adındaki sex ibaresiyle diziye üşüşen insanların da aslında dizinin konusunu oluşturan durumun parçası olduğunu bilmek ayrıca güzel. Bundan utanmak, yokmuş gibi davranmak, ayıp günah gibi kavramlarla belirtmek sizce de çok saçma değil mi?

SEVGİLER.

Whiplash

Küçük yaşlardan itibaren bateri çalmaya başlayan Andrew, işinde tam anlamıyla bir usta olmak ister. Üniversite tercihinde de ülkenin en iyi müzik okulu olarak gördüğü Shcarffer Konservatuarı’na girer. Henüz 19 yaşındadır ama dersler harici var gücüyle antrenman yapar. Bir gün, okulun en sert hocalarından biri olan caz duayeni Terence Fletcher’ın dikkatini çeker. Fletcher Andrew’ü okulun en parlak öğrencilerinin seçildiği ve sürekli yeni yarışmalara hazırlanan “studio band”e seçer. Başarısı kadar acımasızlığıyla da ün yapmış olan Fletcher, Andrew’un kapasitesinin sonuna kadar kullanmadan asla başarmış saymayacaktır. Genç bateristin önünde sadece mesleki bir test değil, psikolojik bir sınav da vardır… Senaristliğini ve yönetmenliğini Damien Chazelle’in üstlendiği filmin başrolünde Miles Teller yer alırken karşısında kendisine J.K. Simmons eşlik ediyor.

whiplash3

whiplash-movie-reviews

whiplash-scream

Brody-Whiplash-1200

Yönetmen: Damien Chazelle

Yapım: 2015/ ABD/ 1 saat 47 dk

Tür: Dram, Müzik

IMDB puanı: 8.5/ 10

Bu yakınlarda izlediğim en iyi filmlerden birisi. Vay canına! Bu filmden şimdiye kadar neden haberdar olmadım acaba dedirtti. Yorum yapmakta geciktiğim filmlerden birisi oldu.

Samimiyetime inanın, müzik dinleme işini gerçekten ciddiye alan biriyim. Ama bateri işinin bu kadar derin olduğunu düşünmezdim. Elbette ciddi bi enstrüman olduğuna şüphe yok. Demek istediğim, çocuğun ilk başta çaldığı bile benim için kafidir. Ama maalesef maestro beğenmiyor. 🙁

Artık tutku mu diyeyim, kendini adamak mı diyeyim, ne diyeyim. Oyunculuk derseniz harika! Caz sevenler, müzik sevenler, sinema sevenler kesinlikle izlesin derim. Dönemin caz müzikleri de dahil edersek güzel film oluyor haliyle.

Ben şuan ne mi yapıyorum? Tabii ki Buddy Rich dinliyorum.

SEVGİLER.

Bir önceki film önerim için sizi şuraya alabilirim.