Whiplash

Küçük yaşlardan itibaren bateri çalmaya başlayan Andrew, işinde tam anlamıyla bir usta olmak ister. Üniversite tercihinde de ülkenin en iyi müzik okulu olarak gördüğü Shcarffer Konservatuarı’na girer. Henüz 19 yaşındadır ama dersler harici var gücüyle antrenman yapar. Bir gün, okulun en sert hocalarından biri olan caz duayeni Terence Fletcher’ın dikkatini çeker. Fletcher Andrew’ü okulun en parlak öğrencilerinin seçildiği ve sürekli yeni yarışmalara hazırlanan “studio band”e seçer. Başarısı kadar acımasızlığıyla da ün yapmış olan Fletcher, Andrew’un kapasitesinin sonuna kadar kullanmadan asla başarmış saymayacaktır. Genç bateristin önünde sadece mesleki bir test değil, psikolojik bir sınav da vardır… Senaristliğini ve yönetmenliğini Damien Chazelle’in üstlendiği filmin başrolünde Miles Teller yer alırken karşısında kendisine J.K. Simmons eşlik ediyor.

whiplash3

whiplash-movie-reviews

whiplash-scream

Brody-Whiplash-1200

Yönetmen: Damien Chazelle

Yapım: 2015/ ABD/ 1 saat 47 dk

Tür: Dram, Müzik

IMDB puanı: 8.5/ 10

Bu yakınlarda izlediğim en iyi filmlerden birisi. Vay canına! Bu filmden şimdiye kadar neden haberdar olmadım acaba dedirtti. Yorum yapmakta geciktiğim filmlerden birisi oldu.

Samimiyetime inanın, müzik dinleme işini gerçekten ciddiye alan biriyim. Ama bateri işinin bu kadar derin olduğunu düşünmezdim. Elbette ciddi bi enstrüman olduğuna şüphe yok. Demek istediğim, çocuğun ilk başta çaldığı bile benim için kafidir. Ama maalesef maestro beğenmiyor. 🙁

Artık tutku mu diyeyim, kendini adamak mı diyeyim, ne diyeyim. Oyunculuk derseniz harika! Caz sevenler, müzik sevenler, sinema sevenler kesinlikle izlesin derim. Dönemin caz müzikleri de dahil edersek güzel film oluyor haliyle.

Ben şuan ne mi yapıyorum? Tabii ki Buddy Rich dinliyorum.

SEVGİLER.

Bir önceki film önerim için sizi şuraya alabilirim.

Coffee Festival ile Kahveye Yolculuk

Etkinlik kategorisindeki yazılarımıza devam ediyoruz. Bir önceki konumuzda Sunay Akın’ın İki Kitap Bir Heves gösterisi hakkında bilgiler vermiştik. İncelemek isterseniz sizi buraya alabiliriz.

Bu  haftaki yolculuğumuz  Haydarpaşa Garı’ndaki İstanbul Coffee Festival oldu. Etkinlik hakkında bilgiler verip görseller ekleyerek konumuza devam edelim..

25 Ekim Haydarpaşa Garı
25 Ekim Haydarpaşa Garı

25 Ekim günü 2. seans için biletlerimizi alıp Haydarpaşa Garı’na geldiğimizde büyük bir kalabalık bizi bekliyordu. Biletlerin birkaç gün önceden bittiği haberini de almıştık. Bu konuda şanslı olduğumuzu belirterek etkinlik hakkında bilgi verelim. Seneye gerçekleşecek olan bu etkinliğe belki siz de katılırsınız.

Etkinliğin Amacı

Festivalde dünyanın farklı bölgelerinin kahvelerini tadabilir, keşfedebilirsiniz. Standa geldiğinizde her ne kadar bilgi sahibi olmasanız da Kenya mı Brasil mi şeklinde bir soruyla karşılaşabilirsiniz.

Brasil olsun! Hiç denemedik.

81082b57-38b1-442d-a5b7-73d7fe4aa09f

Elimizde yaklaşık 15 kupa yani 15 farklı lezzet bulunuyor. Hepsini blog için sakladık. Walter’s Coffee’den maya yerlilerinin Chiapas bölgesinde ürettiği  Zapatista’ya kadar birçok çeşit var.

Kahvenin tarihi, yetiştiği bölge hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Mamboccino

Mamboccino kahve tarafından verilen bir kaç bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Brazilya, Kolombiya, Guetemala2nın çeşitli bölgelerinde yapılan kahvenin hasat zamanında çiftlikteki emeğin süreçleri anlatılıyor.

Tüm hasatların tek tek elle toplanıp  en olgun meyveler seçiliyormuş. İşlemden geçirilip yükseltilmiş taraçalarda özenle kurutulan kahveler bizlere sunuluyor.

Breaking Bad hayranları için Walter’s Coffee:

 

12185525_10154300281688136_4261630317507407997_o

10255817_10154300312743136_9158326885379395598_oMüzik Keyfi

 

4 günlük festival boyunca yukarıdaki gruplar festivale gelenlere müzik keyfi yaşattılar. Aralarında en beğendiğimiz Uninvited Jazz Band oldu. 🙂

83b13eb6-c3f9-4184-b0e0-e675ee87b299

Sözlükleri  incelediğimde hipster kaynıyor şeklinde bazı yorumlar gördüm.  Benim gözlemlerime  göre de her kesimden insan var. Ünlüsü, çocuğu, yaşlısı genci her çeşit var, İstanbul burası. 🙂

Ya da elinizdeki poşeti nerden aldınız acaba diyen teyzeyle karşılaşabilirsiniz. 🙂 Eleştirilecek noktalar tabii ki var müzik seçimleri, istediğimiz standa yeterli süre kalamayışımız, özellikle içtiğimiz kahve hakkında bilgi vermeyen standlar benim için büyük eksiklikti. Brasil olsun! 😀

Ama önnyargılar yerine festivale gidip kendinize  farklılık yapmak, deneyim katmak daha iyi değil mi?

kahvelerrrrr

Şunları da paylaşmadan edemedim her ne kadar içtiğimiz kahvenin tadına bakıp bir kısmını çöpe atsak da bizim için güzel bir etkinlik oldu.

Seneye nerede yapılacak bilmiyorum ama katılmanızı öneriyorum.

Esen kalın..

LE HERİSSON- YAŞAMAYA DEĞER

Paloma Paris’te dış dünyanın hızlı temposundan uzak bir çevrede yaşayan 11 yaşında, oldukça zeki ve sıkkın bir kızdır. 12. Yaş gününde intihar etmeye karar veren Paloma, ölümle randevusunun yaklaşmasına yakın ketum ve yalnız apartman görevlisi Renee Michel ve gizemli olduğu kadar elegan Mösyö Kakura Ozu gibi değişik karakterlerle tanışır. Böylece Palom karamsar hayatını gözden geçirme şansı bulacaktır.

Yönetmen: Mona Achache

Yapım: 2009/ Fransa/ 100 dakika

Tür: Drama

IMDB puanı: 7.4/ 10

le-herisson-03-07-2009-12-g

hedgehog-le-herisson-showcase_3

MCDLEHE EC039

MCDLEHE EC037

Enfes bir filmdi.” O ben de inceleyim” dediğim; insanı ölüm, düşünmek, yaşam adına derin bir düşünmeye sevk eden harika bir film. Varoluşa, sınıfsal farklılıklara, anlamsızlıklara, ölüm kaygısına değiniyor. Klişe cümleler olmadan bakışlarla, davranışlarla sevgiyi, saygıyı, aşkı abartıdan uzak naif ve yalın bir şekilde anlatmış. Oyunculuk üzerine hiçbir şey söyleyemiyorum, inanılmaz kaliteli. Aşırı paralar dökülmemiş, çok bilinen oyuncular oynamıyor ama çok üstün bir samimiyet anlatılmış. Nasıl desem… Para kazanmak için değil de sanat yapmak için uyarlanmış bir film. Diyalogların yanı sıra görsel objeler, renkler, çekim teknikleri de bir o kadar güzel. Az sözle çok şey anlatan, bizim de içine sürüklendiğimiz manevi yoksulluğun zaaflarını ortaya çıkarmış. Film bittiğinde Renee’nin söylediği gibi kendimi “ kalbim yün yumağına dolanmış kedi gibi” hissettim. İzlediğim en güzel, en anlamlı filmlerden bir tanesi. İzleyin!

SEVGİLER.

Blog Oluşturma Basamakları

Herkese selam, merhaba, merhabalar, selamlar, merhaba değerli okuyucularım, takipçilerim.. ile başlayan bir blog mu ya da kurumsal hava da yazmak mı? Sizin için hangisi daha güzel olur bilmiyorum ama kişisel blog yani her telden yazabileceğin bir blog bana göre daha keyiflidir. Gittiğin bir etkinlik, gezdiğin bir yer, düşüncelerini paylaştığın sana ait bir yer.. Kulağa hoş geliyor olmalı. Misafir yazar olarak fazla samimi olmadan blog oluşturma basamaklarını kısaca sıralamak istiyorum. 🙂

  • Alan Adına Karar Verme

 

alan adı

Domain yani alan adına karar vermek ilk basamağı alıyor diyebiliriz. hebelehubele.com gibi. com mu . net mi? Moda, mı sağlık mı, teknoloji mi hangi türde bir blog açacağınıza karar verdikten sonra alan adınızı alabilirsiniz.

 Nereden Alabiliriz?

Karar ver deyip bırakmak olmaz. Nereden alabilirim, hangi firmalar güvenli gibi bir çok soru işaretleri olabilir.Bu işlemleri gerçekleştireceğimiz siteler bulunuyor. İsimTescil,IHS ya da yabancı firmalar arasından Godaddy sizler için önerebilirim. Godaddy birinci yıla özel olmak şartıyla 2 $ karşılığı almanızı sağlayan özel kodlar bulunuyor. Takip etmenizi tavsiye ediyorum. İkinci yıl yenileme yerine Türk firmasına taşıyarak ekstra ücretten kaçabilirsiniz.

  • Alan Adı Tamam da Site Nerede Barınacak?

slider1

Tumblr, blogspot gibi ücretsiz domainlerle yola çıkmadık bu sitenin ziyaretçisi olacak, resimler ekleyeceğiz bunun için de yukarıda örneklerini verdiğim firmalardan hosting hizmeti almalısınız. Öneri de bulunmak istemiyorum çünkü gelecekte hizmetini beğenmediğiniz firma olabilir, referans vermek istemem.

  • Alan Adını Yönlendirme Ve Kurma

20101124145935_8679

Asıl macera bundan Sonra başlıyor.Kabataslak analtmak gerekirse satın aldığımız alan adını nameserver adreslerini uygun bir şekilde girmemiz ve yönlenmesini beklememiz gerekiyor.Alan adı yönlendikten sonra veritabanı oluşturup kendimize uygun bir script kurulumu yaptırabiliriz. Bu site gibi çoğu site WordPress kullanıyor. WordPress Candır!

  • Tasarım ve Logo 

logo+tasarim

Bana göre bir blogu kaliteli yapan içerikten sonra güzel bir tasarım ve logodur.Fazla reklamdan uzak, ziyaretçilerin keyif alacağı bir blog oluşturmak her zaman yararınıza olur. WordPress kurulu bir bloga ücretsiz tasarım giydirmek kolaydır.Ücretsiz wordpress temalar şeklinde yapacağınız aramada karşınıza bir çok alternatif çıkacaktır.

Kısaca bu şekilde sıralayabiliriz. Her maddeyi açarak daha fazla bilgi vermek mümkün.

Olumlu&olumsuz görüşlerinizi merak ettiğiniz konuları yorum kısmından ulaşabilirsiniz.

Görüşmek  üzere..

İki Kitap Bir Heves

Sunay Akın’ın şahane bir şekilde sergilediği tek kişilik oyundur.

Geçmişle bugün arasında köprüler kuran Sunay Akın, dinleyenlerine bir sunumda binlerce kitabın ışığını aktarıyor. Sunay Akın’ın kendi deyişiyle; “Her insanın içinde bir yaratıcı düşünce vardır. İnsan bu düşünceyi buldukça, buna yaklaştıkça mutlu olur. Asıl olan sensin, bu yaratıcılık ve merak duygusunu taşıyan insan! Kişinin kendini geliştirmesinde, aydınlanmasında önemli olan sorulardır, adımlar sorularla atılır. Kişi bu sorularla açtığı kapının ardından kavuşacağı ışıkla yıkacaktır aklının içindeki örülen duvarları.”

Kimi zaman kahkaha attırıp kimi zaman ağlayacak hale getiriyor insanı. Bu gösteri bilet için ödenen her kuruşa değiyor.Mutlaka bir gecenizi bu gösteriye ayırın, pişman olmayacaksınız.10 -11 resim ve onun üzerinden dönen hikayelerden oluşmaktadır.Ne kadar az şey bildiğimi yüzüme tokat gibi çarpan oyun oldu. Yakın geçmişini bile bilmeyen enterasan bir millet oluşumuzun altı çizildi defalarca. Gözümüzün önünde duran şeylerin altında ne hikayeler yatıyormuş dedirtti. Kesinlikle farkındalık yaratan bir oyundu. Oyun süreci boyunca hayranlıkla seyrettim ve inanılmaz keyif aldım. Fırsatınız varsa mutlaka gidin izleyin.

Çavdar Tarlasında Çocuklar

Bir önceki konumda okuduğum “filin yolculuğu” romanını paylaştım. Şimdi de sizlere “çavdar tarlasındaki çocuklar” adlı kitaptan alıntılar yaparak devam etmek istiyorum.

Nasıl bir karakter “çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak ister” diye merakla okudum kitabı. İtiraf etmeliyim Holden’i hasta olduğunu hesaba katmazsam, kitap boyunca sarsmak, kendine gel demek hatta tokatlamak istedim, yalnız kız kardeşini anlattığı, onunla vakit geçirdiği zamanlar dışında… Alışılmış kişisel gelişim kitaplarından farkı; anlatım aralarına sıkıştırılmış konuya örnek eğlenceli öykü ve anekdotlar.

tumblr_ndfi7hLYnR1qmxeoso1_500

Kitabın başlangıç ve bitiş cümlelerine bayıldım ama ben okurken merakla beklediğim, o herkesin bildiği cümleyi yazmak istiyorum buraya:

“… büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok artalıkta-yetişkin hiç kimse, yani-benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarına durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkes yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarken, ben bi yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir sey.”

İyi okumalar dilerim beğenirsiniz. 🙂